ucuza maledilebilen kitap türü. tabi ki bu tip kitapların arasından bir takım hatıralar çıkabilmekte. ilk sahibinin sayfaların arasında unuttuğu kurutulmuş güller; kaybedilmemek üzre yazılmış ve kitap sayfalarının arasına unutulmuş mektuplar... ilk sayfasına iliştirilmiş notlar;
''canısına;
bu kitabı sana alabilmek için, tam bir saat beyazıt meydanında istanbul üniversitesini aradıktan sonra, seyyar satıcı engellerini aşarak hedefime ve amacıma ulaştım. iki saat orada oyalandıktan sonra, eli işe gözü oynaşa verdikten sonra kitabı aldım.
kitabı alırken üniversite kırtasiyecisine; ''içinde biraz o konudan, biraz da bu konudan olsun'' deyince, kendimi ele verdim. cahil olduğum anlaşıldı. evet cahildim ama bu konunun cahiliydim. hemen bu cahilliğimi kapatmak için adama ''solex karbüratör sistemlerini biliyor musunuz'' diye sordum böbürlenerek. bu sefer de, bütün bakışlar değişti ve arttı. artık bütün kırtasiye bana deli gözüyle bakıyor, hatta şizofren olduğumdan kuşkulanıyordu. hemen parayı verip, oradan kaçmaktan başka birşey düşünemez olmuştum ki; para yerine kasadaki bayana otobüs bileti verince, kızılca kıyamet koptu. kadın bana, ''paranın gerisini yemek fişi olarak mı, yoksa vapur jetonu olarak mı'' istediğimi sorunca ben kendime geldim ama biraz geç olmuştu. kadın ayağa kalkıp şöyle bağırdı ''bu manyak!''...
o anki panikle, cebimde ne kadar kağıt varsa kasanın üzerine atıp olay yerinden uzaklaştım. otobüs biletini ve bütün paramı olay yerinde bırakmış olduğumdan, yürüyerek geldim onca yolu...''
yazının sonunu bulamadım, aradık, heryeri darmadağınık bıraktık ama olmadı, ancak bu kadarını bulabildim...
23 Mart 2010 Salı
ellerinde gözlerini taşıyan adamın hüzünlü akşam üstüsü
soğuktu sokaklar, ellerine eldiven geçirmeyi çok isterdi ama o zaman da gözlerini kapatmış olurdu. her gün çıkmadan dışarı, uzun uzun ellerini korumanın yollarına bakar, sonra da o uzunluktan sıkılıp çıplak şekilde dışarı çıkardı.
soğuktu hava. ellerinin donduğunu hissetti. gözlerinden yaş geldi, elleri ıslandı. ıslanan ellerinden poşetler kaydı sokağa düştü.
soğuk ve yumurtalı bir sokakta, öylece duruyordu. belki biri yardım eder diyordu... ama olmadı...
kendisi de geri alamadı... gözlerine yumurta kaçmasını istemiyordu.
bu hikaye, gözlerini ellerinde taşıyan bir adamın hikayesi... bugün canı yumurta çekmişti ama yiyemeyecekti...
3 Mart 2010 Çarşamba
koftiymişin be ruhum
başım beynimden çıkacakmış gibi bir halde şimdi....
ne b.k yemeye geldim buraya şimdi!...
beynimi sorular kemiriyor, koftide bir yaşamın orta yerinde öylesine, yırtık dondan çıkmış gibi bekliyorum... neden beklediğimi bilen yok...
neyim ben!...
sevgili mi?...
dost mu?...
arkadaş mı?...
yoldaş mı?...
neyim lan ben!...
ne olduğumu bilmiyorum ki s.ktiğimin yerinde...
dışarıda hava güzel...
gözlerimden yaş akıyor...
yoldan sevgililer geçiyor...
elele tutuşuyor...
boş gözlerle onlara bakıyorum...
anlamıyorum...
onlarda anlamıyor neden baktığımı!...
beynim yerinden fırlayacak sanki!..."ilaç iç" diyor arkadaşım...iyi de, beynimin içini sen kaplamışsın, senin hasretinden çatlıyor bu beyin..
ilaç ne yapacak ki sensizliğe...
senin yokluğunu dindirecek ilaç varmı ki bu dünyada!...sen olmadan geçen günlerin acısını dindirecek bir ilaç, bir uyuşturucu var mı ki!...
.......................
saçmalamaya başlıyorum galiba!...
beynimin içinde dolanıyor uyuşturulmuş köpekler...her türlüsünü denedim bu uyuşturan nesnelerin...olmadı....senin yokluğuna çare olmadı hiçbir kimyasal, senin acını dindirmedi hiçbir uyuşukluk...
koftiymiş senin dışındaki bütün kimyasallar...
dilsizim şimdi!...
kestim ağzımın içinde kıvrılmaktan başka bir b.ka yaramayan, yarıklaşmış et parçasını...
kanlar doldu ağzıma, ben ise senin sevdiğim şarabı içtim kan renginde diye...
dışarıda polis sirenleri hasta çığlıklarına karışıyor, ben ağzımdan kan, elimde şarap kadehi, üstüme başıma dökerek içiyorum kendi kanımla karışmış şarabı...
sokakta vukuat var, her yer çığlıklarla sarılmış, bütün sokak feryad ediyor bu dünyadan göçen hiç tanımadığım, tanımak için k.çımı bile kaldırmayacağım biri için...ben ise karşımda senin fotoğrafın her dakika b.ktanlaşan bir ruh durumu içinde bekliyorum...
ruhumun içine edeyim zaten...
2 Mart 2010 Salı
gitsem diyorum artık...
sadece oturuyorum.
bir şey yaptığım yok, yapmak için çabaladığım yok. İçimden hiç bir şey gelmiyor. bütün ömrüm boyunca, öylece oturup kalabilmeyi o kadar çok istiyorum ki!
Gündüz olsun istemiyorum, buradan çıkmak istemiyorum, bir yere gitmek istemiyorum!
bu s.ktiğim yerinde öylece oturup geberip gitsem ne olur acaba!
Kına yakın, b.ktan kararmış k.çınıza, tamam! kabul ediyorum her dediğinizi! sıkıldım artık birilerine bir şeyler anlatmaktan...
yok arkadaş, ne siz laftan anlarsınız, ne ben anlatmaktan bıkarım! iyisi mi, ben susayım da siz kendi organlarınızı ağızlarınıza almaya devam edin. kendinizi becerin, tatmin etmeye çalışın bir yerlerinizi!
bu daracık alanda, hiçbir şey yapmadan geberik gitmek istiyorum.
kalbim sıkışıyor, içimden bağırmak geliyor, tutuyorum ağzımı...
elime aldığım iplerle dikiyorum ağzımı,çuvaldız kullanıyorum bir daha açılmasın diye. kalbime saplıyorum çuvaldızı...
kan aksın istiyorum!
kurban olmak istiyorum!
kurban sunmak istiyorum!
s.ktir olup gitmek istiyorum....
ölmüş hayallerin dönüşü
herşeyi bırakıp gittikten, gidilecek yer kalmadığından sonra gidecek bir yerin daha olduğunu bilmek ne garip!
kurtulduğunuzu sandığınız bütün hayallerin geri geldiğini görseniz ne yapardınız?
işte şimdi öyle bir durumda bekliyorum!. karşımda yok etmek için uzun çabalar harcadığım hayallerim. saat gece yarısını çoktan geçmiş. yatağımın ucunda bekliyorum.
hayallerim tam karşımda...
donuk gözlerle, soru sormayan dudaklarla bana bakıyorlar. birşeyler ima ettikleri falan da yok. aslında en zoru da bu! hem birşey ima etmeyeceksin, hem de bekleyeceksin!
ben sizi yok etmedim mi?
bağırarak soruyorum. ayağa kalkıp soruyorum. dönerek, yürüyerek, koşarak soruyorum ama onlar yerlerinde duruyorlar. susuyorlar. kelimeleri ağızlarından dışarı salmıyorlar.
çıldırmamamı mı istiyolar. çıldırmak için susuyorlar!
yatağımın ucuna kıvrılıyorum. karşımda durmayın öyle! ya konuşun ya da defolup gidin buradan...
bırakın artık peşimi...
son gücümle, avazım çıktığı kadar bağırıyorum. birden, içlerinden biri haraketleniyor. ben yatağa yatmışım, gücüm tükenmek üzere. yanıma sokuluyor. "biz gidemeyiz sevgili yazar, sen de gidemezsin. çünkü sen, bizi gönderdiğin yere geldin!"
susuyorum...
gözlerim hafiften kapanıyor. sesler duyuyorum ama ne kadar zaman geçti bilmiyorum. anlamsız geliyor duyduklarım, gözlerimi açamıyorum. aradan tek bir cümle, göz kapaklarımdan sallanıyor...
"ölmüş.."
İkinci el kitap...
İkinci El Kitap....
gidin! siktirin gidin! ne haliniz varsa görün!
kötü olanda burada başlar, sen onları çağırmamışsındır. sen onlarla konuşmak, tamnışmak istemişsindir ama karşındaki her daim kafasında yararttığı acaip bir dünya üzerinden gider... gitsin, gitmesin diyen yok aslında. ne istiyorsa onu düşünsün, ne kurduysa onu yaşasın... yaşasın da lan başkalarını bu oyunun içinde bozmasın. bu oyunda başkalarının hayallerini yok etmesin. söylenen sözler neyi gerektiriyor anlaşılsın...
yok arkadaş, yok! anlamıyorum bu tip insanları, anlamıyorum böyle yapanları, böyle yaklaşanları. siktiğimin yerinde ne yapıyorsunuz siz! nasıl bir yaklaşımdır bu! nasıl bir tavırdır arkadaş!
lan ya gelmeyin ya gelince kalın işte!
ne bu ruh sağlığı bozulmuş gereksiz insan tripleri!
ne böyle, ben buyum, böyleyim abi tripleri...
gidin lan!
siktirin gidin!
geberin aslında siz! ölün!
aldığınız nefes zarar sizin!
yediğiniz yemek zarar!
bizim yemeklerimizi, nefesimizi tüketiyorsunuz lan siz!
neyse, demem o ki, gereksiz bir zaman kaybı olduklarını anladığın andan itibaren hepsi birer birer yok olup gidecek olan bütün bu zaman kaybı söylencelerin sonunda olan sana ve giden zamana olmuştur. kalan sen oluyorsun. göt gibi kalıyorsun. gidenler birgün dönüyor da sanki sen giç değişmemişsin, hiç aradan zaman geçmemiş gibi yaklaşıyorlar... lan ne bok yemeye geliyorsunuz. ne bok yemeye buradasınız...
bi siktirin gidin be abi.
yılanlı öykü
ağladım resmen...
oturdum zırlayarak, bağırarak ağladım... çığlıklarımı, böğürtülerimi duyan konu komşu koşarak yanıma geldi, durumu soruyorlar ama ben telefonu gösterip ağlıyorum...ağzımdan hiçbir şey çıkmıyor sadece ağlıyorum... salya sümük bir halde oturmuşum halıya ağlıyorum...
oradan biri, acaba ailden birine mi bişey oldu dedi ki demez olaydı ama dedi. sonra baktım, çevremde herkes ağlıyor. ağıt yakanlar, karalar bağlayanlar..ne ararsanız var. birde sayı giderek çoğalıyor... ben bir ara ağlamayı kestim ama artık olay benim ağlamamdan çıkmış bütün sokakcak ağlar hale gelmiştik.
etrafımı karalar bağlamış bir sürü insan kaplamıştı. herkes ağlıyor, herkes birilerinden bahsediyor ama kimse neden bahsettiğini bilmiyordu. arada bir yerlerden, "iyi çocuktu..", "okuyodu, mühendes olacağıdı..", "zaten yaşını almış kadındı.." hastaymış, yatalakmış zatii.." gibi anlamsız, bağlantısız laflar duyuyordum...
en son dayanamadım...
çıktım sokaktaki en yüksek binaya...
binanın tepesine....
aldım elime megafonu...
açıklaım durumu ama bir yandan da korkuyorum. ulan döverlen beni diye... ama açıkladım ve beklemeye başladım... uzun süre sessizlik oldu...sonra yine aralardan biri;
"oğlum o değilde, yan sokakta biri ağlıyodu lan..." dedi. baktım o kalabalık, hurra oraya doğru gitti... bende indim...
Çıktılı Hayat
damarlarımızdan akıyor kelimeler, her an pompalıyor kalp bütün vücuda... her gün, günün her saati, her an elimizi bileğimize koyup,vuruyoruz damarımıza jileti... beyaz bir kağıda doğru çevirip kesik damarlarımızı döküyoruz içindekileri....
beyaqz kağıtları doldururken damarlarımızdan dökülenler, oturup sırf kanı sulandırıyor diye bira içiyoruz...
yedek parça işte böyle oluşuyor....
bir intihar daha
uyandım....
gözlerimde çapaklar, ruhumda mastürbasyon sonrası arta kalmış spermlerin yalnızlığı. boşluktayım. gözlerimin baktığı hiçbir şey yok, gözlerim yerinde yok. ağzımda bira, sigara, yalnızlık karışımı bir tad.
bir sigara daha.
karnım aç...
gözlerim yok...
dolapta hiç aşk kalmamış...
kül tablası silme izmarit dolu, izmaritlerin arasına bakıyorum kırıntıları kalmış mı diye aşkın.
yok!
bitmiş hepsi...
bütün aşk parçalarını bitirmişiz. geriye sadece et kalmış. bedenimde yoğun bir açlık, ruhumda tarifini yemek programlarında bulamayacağın bir yalnızlık.
bir bira daha...
burnuma içeriden çürümüş bir aşk kokusu geliyor. doğruluyorum oturduğum yerden, iki adımlık mesafeyi iki saatte tamamlayarak geliyorum odanın kapısına. içeride bir çürük kokusu, içeride aşktan kalma ufak esintilerin kokusu. karnım aç. bir umut, bir bahane, açıyorum kapıyı. içeride, koltuğun üstünde, kolları yana düşmüş, boğazından aşağıya kalbi akmış bir kadın. içeride çürümüş bir aşk kokusu.
karnım aşk...
dolapta tadımlık dahi aşk kalmamış...
bir sigara daha...
bir bira daha...
dudaklarımda bir tatlı kaşığı yalnızlık kokusu...
ağzımdan içeri giren metalin, barut tarafından tecavüz edilmiş kokusu...
bira masada, sigara kül tablasında...
ağzımdan dışarı doğru akıyor içimde kalan çürük aşk kırıntıları..
gözlerimde çapaklar, ruhumda mastürbasyon sonrası arta kalmış spermlerin yalnızlığı. boşluktayım. gözlerimin baktığı hiçbir şey yok, gözlerim yerinde yok. ağzımda bira, sigara, yalnızlık karışımı bir tad.
karnım aç...
gözlerim yok...
dolapta hiç aşk kalmamış...
bütün aşk parçalarını bitirmişiz. geriye sadece et kalmış. bedenimde yoğun bir açlık, ruhumda tarifini yemek programlarında bulamayacağın bir yalnızlık.
dolapta tadımlık dahi aşk kalmamış...
bir bira daha...
dudaklarımda bir tatlı kaşığı yalnızlık kokusu...
ağzımdan içeri giren metalin, barut tarafından tecavüz edilmiş kokusu...
